|
Özlem
Şiirleri
özledim
seni... ayrılık yüreğimi uyuşturuyor karıncalandırıyor
nicedir. beynimi uyuşturuyor özlemin... çok sık birlikte
olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca zamandır
içimi ısıttığını yeni yeni
anlıyorum Yokluğun, Hatırladıkça yüreğime saplanan bir
sizi olmaktan çıkıp mütemadiyen bir boşluğa Sabahları
seni okşayarak başlamaları aksamları her isi bir kenara
koyup seninle baş başa konuşmaları
özlüyorum; oynaşmalarımızı, yürüyüşlerimizi, sevimli
haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü... Nasılda serttin
başkalarına karşı beni savunurken; ve ne kadar
yumuşak bir çift kısık gözle kendini ellerimin
okşayışına bırakırken Gitmeni asla istemediğim
halde buna mecbur olduğunu görmek ve sana bunları
söylemeden 'git artık' demek 'beni ne kadar çabuk
unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa' demek
sana nede zor seni görmemek ve belki yıllar
sonra karsılaştığımızda bana bir yabancı gibi bakmanı
istemek senden... yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz
geçirmek....
GİZLİ SEVDA
Hani bir sevgilin
vardı Yedi sekiz sene önce, Dün yolda
rastladım Sevindi beni görünce.
Sokakta
ayaküstü Konuştuk ordan burdan, Evlenmiş, çocukları
olmuş Bir kız, bir oğlan.
Seni sordu Hiç
değişmedi, dedim, Bildiğin
gibi... Anlıyordu.
Mesutmuş, kocasını
seviyormuş, Kendilerininmiş evleri.. Bir suçlu gibi
ezik, Sana selâm söyledi.
HASRETİNDEN PRANGALAR
ESKİTTİM
Seni anlatabilmek seni. İyi çocuklara,
kahramanlara. Seni anlatabilmek seni, Namussuza, halden
bilmeze, Kahpe yalana. Ard- arda kaç zemheri, Kurt
uyur, kuş uyur, zindan uyurdu Dışarda gürül- gürül akan bir
dünya... Bir ben uyumadım, Kaç leylim
bahar, Hasretinden prangalar eskittim. Saçlarına kan
gülleri takayım, Bir o yana Bir bu yana... Seni
bağırabilsem seni, Dipsiz kuyulara. Akan yıldıza. Bir
kibrit çöpüne varana. Okyanusun en ıssız
dalgasına Düşmüş bir kibrit çöpüne. Yitirmiş tılsımını
ilk sevmelerin, Yitirmiş öpücükleri, Payı yok, apansız
inen akşamdan, Bir kadeh, bir cigara, dalıp gidene, Seni
anlatabilsem seni... Yokluğun, Cehennemin öbür
adıdır Üşüyorum, kapama
gözlerini...
YA SENİNLE YA SENSİZ
Ya hep ya hiç sevgilim Ya
seninle ya sensiz Olamaz başka biri Ya seninle ya
sensiz!
İstersen al at beni İstersen yarat
beni Dağ gibi deniz gibi Ya seninle ya
sensiz!
Olmasa da sevenim Ağlayanım gülenim İlk
sözüm son yeminim Ya seninle ya sensiz!
İstersen
sevme beni İstersen bekle beni Taş gibi toprak
gibi Ya seninle ya sensiz!
Yalnız bir mevsim
değil Yalnız bir bahar değil Her zaman her yerde
bil Ya seninle ya sensiz!
İstersen öldür
beni İstersen güldür beni Gün gibi güneş gibi Ya
seninle ya sensiz!
DUYGUSAL
Sen ona bir gemisin, yönü
senin yönündür Bir sancısın geçerken denizlerini özgür O
da bir ada olsun, sana çevrili dursun Dağının dalgalarla,
yüzünün rüzgarlarla Bağlandığı kendini sende çözülmüş
görür.
Gemiler göründükçe adalar da düş
görür İnsanlar nerede olsa bir orayı düşünür Derler
adadakiler, şu gemi bir gün gelse Gitsek buradan öte,
nereye gideceksek Bilseler gemiler de bir adayı
düşünür.
NE GÜZEL ŞEY HATIRLAMAK
SENİ
Ne
güzel şey hatırlamak seni: ölüm ve zafer haberleri
içinden, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş iken...
Ne
güzel şey hatırlamak seni: bir mavi kumaşın üstünde
unutulmuş olan elin ve saçlarında vakur yumuşaklığı
canımın içi İstanbul toprağının... İçimde ikinci bir insan
gibidir seni sevmek saadeti... Parmakların ucunda kalan
kokusu sarduya yaprağının, güneşli bir rahatlık ve etin
daveti: kıpkızıl çizgilerle bölünmüş sıcak koyu bir
karanlık...
Ne güzel şey hatırlamak seni, yazamak
sana dair, hapiste sırt üstü yatıp seni
düşünmek: filanca gün, falanca yerde söylediğin
söz, kendisi değil edasındaki dünya...
Ne güzel
şey hatırlamak seni. Sana tahtadan birşeyler oymalıyım
yine: bir çekmece bir yüzük, ve üç metre kadar ince
ipekli dokumalıyım. Ve hemen fırlayarak
yerimden penceremde demirlere yapışarak hürriyetin
sütbeyaz maviliğine sana yazdıklarımı bağıra bağıra
okumalıyım...
Ne güzel şey hatırlamak seni: ölüm ve
zafer haberleri içinde, hapiste ve yaşım kırkı geçmiş
iken... |